Tuesday, 8 February 2011

Doritos

"Herkes bol keseden saygı dağıtıyor şu memlekette" diyor akıl fikir köşesinin yazarı penguen dergisinde. Bunu okuyunca daha dün okuduğum ekşisözlük girdisi geldi aklıma:

Süreki övünürüz, deriz ya saygılıyız biz, küçükleri severiz büyüklerimizi sayarız diye. Yalan, vallahi yalan billahi yalan. Yaşlı bir emeklinin maaşına göz dikecek kadar gözü dönmüş bir insandan nasıl saygı göstermesini bekliyebilirsin ki? İnsanların birbilerine saygısı yok, nasıl büyüklerine saygısı olmasını bekliyebilirsin? İnsanlar istediği şeyleri giyemiyorlar. Lonely Planet denilen dünya çalpında yayın tapan seyahat rehberi firmasının Avrupa kitabında her ülke ve o ülke hakkında ufak tefek bilgiler var. Tabii ki Kuzey Avrupa ülkelerinde, ek notlarda teklike kısmında birşey yok. Türkiyede şuna benzer bir uyarı var: "Müslüman bir ülke olduğu için bayanlar çok açıl seçik giyinmesin." bu yazı benim çok hoşuma gitmedi ama gerçekler acıdır. Mesela Taksim'de giydiğin kıyafetle 10 dakika ötedeki Kasımpaşada, Tarlabaşında 10 dakika giymeye cesaret edemeyiz belki. Kendimizin hoşuna giden gömleği, şortu, pantolonu sırf başkaları yargılar yadırgar diye giyinmekten çekiniyoruz. Başkaları beğenmez diye değil, insanların nasıl tepki vereceğinden çekindiğimiz için. Bunun gibi örnekler yaz bitmez, belediye otobüsünde giderken sana çarpıpra umursamayan, otobüste sıra beklerken ite kaka binen insanlar. Sürekli bi kovalamaca, bi kaos var memlekette sanki insanlar çok mühim birşeyler yapıyormuş gibi.

Bunun kültürle falan alakası yok, sakın yanlış anlaşılmasın, batının daha üstün olduğunu falan savunmuyorum, problemin temelinde, herzamanki gibi eğitim var.
Cem Yılmaz'ın Doritos reklamında dedği gibi: Eğitim şart!

Friday, 4 February 2011

Vesaire vesaire...

*Sıkıcı günlerde kendi kendime yapmak istediğim şeyler oluyor, doğal olarak, ama bunları hiçbir zaman yapamıyorum, nedenini bilmiyorum. Gerçi biliyorum, tembellik. İnanılmaz tembellik yapıyorum çoğu zaman. Aslında tembellik değil ama daha çok üşengeçlik diyebilirim. Mesela yapmaktan çok keyif aldığım birkaç birşey vardı, mesela yazın Yeniköy'deki Caffee Nero'da oturup kitap okuyup internette surf yapmak, insanlarla sohbet etmeye bayılıyordum ve ne olursa olsun otobüse atlayıp bunu yapıyodum. Şimdi altımda araba var ama böyle bişey yapmaya nedense üşeniyorum. Çok acayip. Her neyse aklıma abuk subuk şeyler geliyor yapmak istediğim ama aklıma geldikçe yazmıyorum,unutuyorum vesaire. Ondan ötürü bundan sonra bunları zabıt altında tutmak için silinmeyecek, aklımdan çıksa dahi bir şekilde bir gün karşıma çıkıp bana "senin aklındaydık, yaaa" diye unuttuğum bu fikir kıvılcımlarını veya hayatıma dair planlarımı tekrar karşıma çıkaracak şeyi buldum sanırım o da bu blog. Herkese açık biyer olduğu için çekinmiyeceğim sanırım yazarken çünkü 2 tane takipçisi olan bu blogu pek okumaya niyetli insanlar oldugunu sanmıyorum.