Wednesday, 30 December 2009

yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese kutlu olsun

yeni yıla girerken bir şeyler yazayım dedim, ilk yazım yılın ilk anlarıyla ilgili olsun. genelde hep çok umutlu gireriz yeni yıla. herkes açılan hediyelerle mutlu olur, dileklerinin gerçekleşme ihtimalini düşünerek yüzünde bir tebessüm belirtir ve kısa süreli olsa da inanır o ihtimale. ben bu sene çok bi öyle girmiyorum ya, ne olacağı varsa olsun; ben zaten dilek dilemek istediğimde dilerim yani. bir de "yılbaşı gecesi çok eğlenmek lazım" mantığı vardır tabi. düşününce pek mantıklı gelmiyo bana. niye ki yani? yine o umut, ümit meselesi işte, bide nasıl başlarsa öyle gider derler. keyifli aslında böyle bir şeye inanmak, ha çok kaptırmamak lazım o ayrı. ama yine de bence yılbaşı gecesinde eğlenmeli insanlar. mutlu olmak için bir bahane olsun işte fena mı, ille de mantık aramamak lazım bence. kop gitsin..hem her yerde mutlu insan görmek de iyidir. sevdiklerinle olmak falan. sen de mutlu olursun olacağın yoksa bile. mekan kavramı da o kadar önemli olmamalıdır; hem insan değil midir onu mekan yapan? öyledir öyledir..

Monday, 14 December 2009

basit adam

evvel zaman içinde kalbur saman içinde başlayan hikayeler olur ya işte bu onlardan değil. bu gerçekten boşluktan doğmuş bir hikaye. ne bir amacı ne de bir özelliği var. tıpkı itham edildiği insan gibi. gerçekten anlamı olmayan birşeyi anlamak zor ama boş insanları anlatan boş bir hikaye.
kendi hakkında izlenim verme kimseye. soğuk ol. bir kurban belirle. harekete geç. sevimli gözük. kendini sevdir. onun ağzına sıç. kendinin en iyi bildiğini düşün. sadece sen düşün ama, kimsenin tersini düşünmesine izin de verme. bunu yapmak o kadar zor değil. hayattaki bütün şeyler zaten senin başına gelir. neden gelmesin ki, sen bi numarasın çünkü. gerçekten bir numarasın ama daha ne numara olduğunu kimse çözemedi. en azından kurbanın bilemedi daha ne olduğunu. kusmuk kutusu o, içini kanlı kusmuklarını bozuk yemekleri içtiğin içkileri ona kus. boşalt tabi ara sıra, gerekicek o kutu sana. ama kutunun kartondan olduğunu unutma, yırtılır. ancak senin miden dayanır o kusmuğa, kutu değil. kus-temizle, kus-temizle... böyle süre gelsin. okadar basit ki, karton kutu, neye dayanabilir? ona kendinin su geçirmez olduğuna inandır, sana güvensin o kadar çok değer versin ki senin gibi biri olmaya başlasın. başlasın, onun da hayatı berbat bir yola girsin, dokunduğunu çürütmen senin isteğinde değil ne de olsa, sen birşey yapamazsın ki, herşeyin kötüsü senin başına geliyor, kimse buna birşey yapamaz, sen bütün zorlukları gördün, kimse seni anlamaz. sen dahisin. evet evet sen mükemmelsin. karşındaki basit bir adam. gerçekten basit bir adam. o kadar basit ki. karton bir kutu. evini de taşırsın onunla, çöpünü de atarsın.
dur. bekle, inandır, herkes sana bakıyo, seni konuşuyo çünkü sen dahisin, sen herkesin birtanesisin, herkesin en önem verdiği kişi sensin. değilsin. sende biliyorsun. ama inan sen de inandır. en iyi yaptığın bu. inanmalarını iste, inanmazlarsa söyle sen bütün kötü şeyleri gördün, dünyanın en kötü, korkulu yolculuğunu yaptın.
basit adamlar karşındakiler, gerçekten basit.
daha kötüsü olamazdı herhalde.

Saturday, 5 December 2009

club bruge

günlerden salı, biyoloji dersinde sunum yapılıyor. İnanılmaz faydalı birşey, bizler için. devam zorunluluğu var- yani gitmezsen sıfır almış sayılıyosun. ne kadar saçma dimi. evet saçma ama uyanamadım. bilseydim giderdim ya ben de neden gitmiyim. bi dönem önceden kaldığım kimya dersini de kaçırdım yani. kasti birşey değildi. rapor almalıydım. doktordan. devlet hastahanesine gittim. acilden rapor alacağım, saat 20.00 civarı. sağlık karnemle gittim. devletimizin sağladığı inanılmaz kaliteli standartlarda sağlık hizmeti görecektim. ben de biliyordum. (doktorun bana rapor karşılığında coca-cola istemesi devletimizin ne kadar kudretli olduğunun göstergesi) bana verilen sticker'da doktor coca-cola'nın ismi yazıyordu. coca-cola bey dedim. efendim dedi. iyi akşamlar dedim. iyi akşamlar dedi. muayene olmak istiyorum dedi. hangi takımı tutuyosun dedi üzerimdeki sarı-kırmızı ahenge bakarak. beşiktaş dedim. tutmadı dedi. avrupada hangi takımı tutuyosun dedi club bruge dedim. niye geldin dedi rapor istiyorum dedim, cola istedi benden. gittim kolasını alıp geldiğimde bana raporumu verdi. kapalı alanda sigara içiyordu. yak dedi. kendi sigaramı çıkardığımda elimden paketimi de aldı dr.coca-cola. ve sordu: club bruge'ün renkleri ne?