Friday, 20 August 2010

ışıklar

*acayip şeyler düşünüyorum yakın zamanda. sosyoloji ile ilgili pek bir bilgim olmamasına rağmen karl max'ın alienation'ı hakkında yüzeysel birkaç bilgim var. işçilerin fazla çalışmadan dolayı diğerlerinden yabancılarşmasını, öteki olmasını anlatıyor. işte onun bahsettiği yabancılaşma bence birçok yerde var. hastahanelerde mesela, doktorlar keni arasında yarı tıbbi yarı türkçe acayip bi dil konuşuyorlar, sadece kendilerinin anlayabileceği analiz kağıtlarını anlamak için onlara ihtiyaç duyuyoruz. bazı tetkikleri yapmak için pataloglar immunohistokimya denilen bi sıvı kullanıyo mesela. bizim vücudumuzdan çıkan envayi çeşit datayı, bize ait olan dataları okumak onlara düşüyor, kendi lokalleri var kendi yılanlı yapıştırmaları var onları gören polisler onlara ceza yazmıyor mesela, onlar başkası aslında.
aynı şekilde minbüs şöförleri de saatlerce direksiyon sallamaktan acayip insanlar olmuşlar, bunu ben demiyorum karl max diyor, yabancılaşıyorlar onlar da.

*minibüs demişken bugün minibüse bindim. çok sıcaktı ve sırtımda iki tane çanta olduğu için hareket etmek kolay değildi ama ineceğim yere yaklaşınca "acaba geçermiyiz ineceğim yeri" korkusu yoktu bende, çünkü ineceğim yer sadece "müsait biyer" değildi, özeldi. o ince gerginliği yaşamadım çünkü kendimden çok emindim, çantalar dışında. minibüsün en arkasında oturuyordum. ineceğim yere yaklaşınca kendimden emin bir şekilde orta kapıya yaklaştım(sadece tek kapı olması, onu sadece kapı yapmıyor. ortada ve orası orta kapı) çantalarımı alıp ortaya ilerledim, bir kızın arkasındaydım, yüksek sayılmayacak kadar gür bir sesle "ışıkların orda lütfen" dedim. yaklaşık 3 saniye içinde minibüs durdu ve ben de ışıklarda arka fonda "eye of the tiger" çalarak indim minibüsten. evet ilk kez ışıklarda iniyordum ve bunun haklı gurununu vergi dairesine gidene kadar yaşadım.